Aaron Harun olursa

0
758

Hrıstiyan Demokrat Partisinde siyaset yürütme hayalleri suya düşen Anvers’li hasidik yahudilerinden Aaron Berger, müslüman Harun olsaydı muhtemelen tüm Belçika’da islam’ın ‘kadın düşmanlığı’ hala tartışılıyor olurdu ve bu dinin toplum için nasıl da ciddi bir tehlike oluşturduğundan dem vurulurdu.

Bart De Wever o zaman da Anvers’li müslümanları töhmet altında bırakmış olmanın üzüntüsünü yaşar mıydı bilinmez.
“İnancım gereği, eşlerine olan saygımdan dolayı kadınlarla tokalaşmam’’ diyen Berger’e karşı hiç de sanıldığı gibi tepkisiz kalınmadı. Fakat sözkonusu müslümanlık değilse beklenmedik bir anlayışla karşılaşabiliyorsunuz.
Hem azınlık değilsiniz hem de zengin ve güçlü değilsiniz, neden anlayışı hak edesiniz?
Kadını aşağılayan böyle bir tutumun Belçika siyasetinde yeri olamaz diyen birçok siyasi yüzünden Berger kendi isteği ile geri adım attı ama kimseyi suçlamadı çünkü kendinden oldukca emin: “Yeterince uyum sağlamış değiliz belki ama biz Anvers’in yapı taşlarıyız. Kendi köşemizde kaldığımız sürece sorun yok. Dışarı çıkmak anlaşılan kolay olmayacak’’ diyen Aaron şansını N-VA’da, yani Yeni Flaman İttifakı Partisinde deneyebileceğini söyledi.
Ona göre, N-VA ve yahudi toplumu arasında birçok ortak nokta varmış.

Aaron şansını deneye dursun ben bu olayın bana yaşattığı nostaljiyi yazayım.
Nostalji dememe bakmayın. Esasen bugün dünün kopyası. Değişen bir şey olmamış.
Yaklaşık 15 yıl önce, öğrencilik yıllarımda, dinler tarihi dersinde kendisini dinlemekten büyük zevk aldığım bir bayan doçent vardı. Aynı zamanda bir filozoftu.
Konudan uzaklaşmamak adına o dönem kendisiyle yaşadığım tüm ilginç olayları aktarmayacağım. Zira bir başka yazının konusu olabilecek kadar kapsamlı şeyler.
Sadece, onca zaman içinde hiçbir değişimin gerçekleşmemiş olmasına delil iki örnek vereceğim.
Sevgili hocamız Yahudiliği işlediği dersin birinde bir anısını paylaştı.
Eşi ile Anvers’te bir Yahudi restoranına gitmişler. Restoran sahibi onları karşılamış fakat eşiyle tokalaşan beyefendi kendisine elini uzatmamış ve izah etmiş “eşinize hürmeten, ben sizinle tokalaşamam, af buyrun’’.
“Eyvah, şimdi adamı yerden yere vuracak, böyle gericilik mi olur!” diyecek diye içimden geçirirken hocam beni yanılttı ve ben buna çok sevinmiştim. Sonrasında işleyeceği İslam konusu adına ümitlenmiştim doğrusu.
“Ne kadar da saygılı ve değerli bir yaklaşım, bu çok hoşuma gitti’’ demişti Yahudi restoran sahibi için.
Fakat bu hoşgörü sahibi hocam müslüman erkeklerin kadınlarla tokalaşmama hususunu ‘kadın düşmanlığı’ şeklinde yorumlamıştı. Hindu’ların satiri denilen, kadının eşi ölmesi halinde onunla birlikte yanarak can verme geleneğini bile öve öve bitiremeyen bu ilginç insan bizimkilere gerici ve hatta terörist demişti.
Sönüvermişti onca ümidim.
Bu kadar yanlış anlaşılmak bir bakıma bizim de suçumuz olabilir.
Hiç kendimizi anlatmaya çalışmadık belki de. Anlasınlar istedik. Ama bizim bile anlamadığımız şeyleri nasıl anlatacaktık?
Yeni müslüman olan bir genç bayan tanımıştım. Zaman zaman sorular sorardı. Bir gün çocuğunu kuran kursuna yazdırmak üzere bir cami lokaline gitmiş ama cemaatten ne yüzüne bakan olmuş ne de selam veren. Sonunda bir görevli bulmuş.
Bunu büyük bir hayalkırıklığı içinde benimle paylaştı. “Neden selam vermedi kimse, kendimi çok kötü hissettim, bu kadını aşağılamaktır’’ dedi.
“Biliyor musun, onlar da tam tersini düşünüyorlar. Kendilerince sana saygılı davrandılar, rahatsız etmemek için ses etmediler”. Bunu anladı ve derin bir nefes aldı.
Kim kime el vermiş, kim kimi öpmüş, kime ne? Tokalaşanlar, öpüşenler, sarılanlar, sadece ‘merhaba’ demekle yetinenler, hep birlikte yaşıyoruz ve yaşamak zorundayız.
Birlikte yaşama kültürü oluşturmalıyız, anlaşarak, konuşarak. Aaron’u ya da kendin gibi olmayanları dışlayarak olacak iş değil bu.

Keşke Aaron gitmeseydi.

Öznur Cesur

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here