Bakü izlenimleri

0
351

Bir beldeyi doğru tanımak için bazen özellikle merkezinden dışarı çıkmalısınız. Böylesi şehirlerden biri de Bakü. Merkezi zengin ve görkemli, dışı bir o kadar fakir ve ihmal edilmiş.
İki ayrı dünya adeta…

Önce üzerinde fazla konuşmayı gerektirmeyen bir iki hususa değinmek istiyorum.
Bakü’de asgari ücret yaklaşık 120 Manat (60 euro). Öğretmen maaşı 135 Manat civarında.
Bakü merkezde karşınıza çıkan ve bizim bile bütçemizi aşan tonlarca pahalı butik ve mağazalardan halkın alışveriş yapabilmesi olanaksız. 
Yerli bir markayı çok aradık ama hiç rastlamadık. Her şey Avrupa ve Amerika’nın kopyası.
Fazla açıklama gerektirmeyen ikinci husus ise, siyaset.
Biz ordayken cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı ve sonuçlar tam da ‘beklenilen’ gibiydi..


Şehrin örüntüsü..

Şehire adım atar atmaz kendinizi 2. dünya savaşı filminin setinde gibi hissediyorsunuz. 
Her yer duvarlarla çevrili, eski Avrupa’dan, özellikle Almanya’dan birebir kopyalanmış binalarla dolu şehrin merkezi.
Yıkıntılarından yeniden doğmaya ve güçlü görünmeye çalışan bir ülke her yere görkemli kocaman binalar dikmiş. Bu psikolojiyi anlayabilirsiniz ama onca para daha doğru ve gerekli yerlere harcanmalıydı diye hayıflanırsınız.
Şehrin hiçbir noktasında ve saatinde kendimizi tehlikede hissetmedik. İki bayanın rahatlıkla seyahat edebileceği güvenli bir ortam hakim.

İnsanları..

Konuşmaktan ve kendi fikirlerini ifade etmekten çekinen bir halk. Buna rağmen mutlu ve rahat görünüyorlardı. Tabii görüntü yanıltabilir.
Çeşitli ırk, dil ve inançları bünyesinde barındırıyor Bakü. Bu anlamda büyük bir ibret tablosu, görebilene. 
Bir şekilde birlikte yaşam kültürünü oluşturmayı başarmış gibiler.

Örneğin: aynı camide bir hafta cuma namazını şii bir imam kıldırıyor ve şii, sünni cemaat ardında duruyor. Sonraki hafta da sünni bir hoca karışık bir cemaate imamlık yapıyor.
Bunu öğrendiğimde sevinmiştim. Daha sonra bu barış havasının bir çeşit devlet baskısı ile gerçekleştiğini duyunca sevincim kursağıma dizildi doğrusu.
Aslında, şii ve sünni kesim birbirinden nefret ediyormuş. Genelleme yapmanın haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden, farklarına rağmen birbirlerini gerçek anlamda sevenlerin de olduğuna inanıyorum. En azından ümit ediyorum…

‘’Bu ülkede azınlıklar müslümanlardan daha özgür’’ demişti bir kardeşimiz. Azınlık olarak kaldığınız sürece sorun yok.
Türkiye’ye ayrıca sevgi besliyor insanları.

Yaşlı kesim Atatürk sevdalısı ve genelde Sovyet dönemini özlediklerini dile getiriyorlar.
Müzede görevli bir abla bize iltifat babında ”Kişi (yani erkek) gibi kadınlar, Atatürk’ün kızları” demişti.
Şirvanşahlar sarayı bahçesinde çalışan bir teyzemiz bize Türk olup olmadığımızı sorduktan sonra uzun uzadıya sevgi ifadesinde bulunup dualar etmişti.
İçeri Şeher’deki (yani eski şehir – old city) Kız kalesinde fotoğraf çektiren bir grup askeri okul öğrencisine onlarla birlikte fotoğraf çektirmek istediğimi söyledim.
Gençler hay hay dese de yeşil üniformalı hocaları itiraz etti. Gençler dağılırken ben olayı anlamadığım için hocalarına seslendim ve neden müsaade etmediğini sordum.
“Biz özümüzü İnternet’e düşüremeyiz” dedi. Bunun üzerine, “Internet ortamında paylaşmayacağıma dair söz veririsem müsaade eder misiniz” diye sorunca, pek gönüllü olmasa da kabul etti.
Gençler tekrar fotoğrafa hazırlandılar. Keplerini çıkarmalarını emretti hocaları. 
Heyecanla yaklaşıp ”Ben Türk ablamın yanında duracağım” diyen bir genç vardı. Fakat maalesef o güzelim kareleri sizinle paylaşamayacağım…
Ayrılırken, gençlere ”Her şeye tamam demeyin, sorun-sorgulayın” demeyi de ihmal etmedim.

Özet..
Muhalefet olmadan gelişim ‘olabilemez’!

İnsanın kötüsü olmaz mı.. elbette olur. Fakat Azerbaycan’da biz hep güzel insanlarla tanıştık.

Hepsine selam olsun.
Öznur CESUR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here