Baygürlü Kör Zülfo

0
1386

Sıcak bir ağustos ayının son günleriydi. Yaz tatilini geçirmek için, köyümüzden babamın görev yaptığı Ankara’ya gitmek için Ergani Tren istasyonuna gelmiştik. Tren düdüğü çaldığında biz trende yerimizi almıştık bile. Çok küçüktüm,bizi uğurlamaya gelen amcalarıma el sallamak için trenin kapısından eğilip baktığımda ,dilenci kılığında kaval çalan bir adamın uzun elbisesinden tutan kızın,bana baktığını gördüm. O zamanlar anlamadığım dilde ‘’ bavo,bavo ‘’diyordu kaval çalan yaşlı adama.Kaval çalan adam öyle içli öyle acıklı çalıyordu ki ayrılırken etkisinden kurtulamamıştım.Tren Boğaz tüneline doğru yol aldığında ben, ablam ve kardeşim iki ay boyunca kaldığımız köyümüze uzaktan bakıp, el sallıyorduk.Annem eşarbını hafiften kaldırarak kendi köyüne bakıp, annesini son kez görme umuduyla cama doğru eğilmişti.Tren o uzun boğaz tünelini geçtiğinde içimde hüzün ve beynimde yankılanan ‘’bavo,bavo ‘’ nakaratlarıyla Maden’e doğru yol alıyorduk.Dağların eteklerindeki üzüm bağları gözlerimin önündeydi.Tren Sivas’ta durduğunda artık sabah olmuştu ve içimde o kaval sesinin bıraktığı hüzünle annemin hazırlamış olduğu yiyecekleri yemiştik.

Kör Zülfo
Faruk Aslanoglu

Bundan beş yıl sonra o istasyonun karşısında bulunan Dicle Öğretmen Okuluna yatılı öğrenci olarak girmiştim.Haylaz bir öğrenci olduğum için okuldan sık sık kaçardım.Yine bu kaçışlarımdam birinde o kızı ve dilenci kavalcıyı aynı şekilde o uzun elbisesinden tutarken gördüm.Uzaktan baktım ,beş yıl önce bana bakan babasının etkeklerinden tutan o küçük kız büyümüştü artık !
Dilenci kör Zülfo ve o küçük kızdan etkilenen tek ben değilmişim meğer.Yazar Yaşar Kemal de Ergani İstasyonunda benim gibi dinlemişti Kör Zülfo’yu anlaşılan.Yaşar Kemal Zülfo’dan öyle etkilenmiş ki aşık olduğu Mualla Eyüboğluna ilanı aşk ederken “Seninle evlenmek de istiyorum. Hem ne pahasına olursa olsun. Bu kadar ısrar ve inat niçin acaba? Bir de sabit fikrim var: Senden başkası ile anlaşamam. Başka hiçbir insan beni anlayamaz. Ergani’de ama bir kavalcı gördüm. Yine orada, sokakta biri türkü söylüyordu. Köyde oyunlar oynadık. Hep dedim içimden‘o’ olaydı. İyi şeyler, sevdiğim şeyler karşısında, hep seni arıyorum. Hepsini anlatamıyorum işte. Sen anla. Neler yazmak istiyorum biliyor musun? Canım, sen anlarsın. ’’ diye yazıyordu.
Yılmaz Güney’e şöhretin kapısını açan ‘’ Sürü ‘’ adlı filminde Güney,Baygürlü Kör Zılfo’yu ve eteğinin bir köşesine tutunup birlikte gezen o küçük kız çocuğunu filmin bir yerinde konu eder
Bu yaz hikayeci ve senarist Osman Şahin’in “Ay Bazen Mavidir” adlı kitabını okudum.Bu kitapta yer alan “Bozkırda Vivaldi” adlı hikâyesinde, Ergani istasyonunda kaval çalarak dilenen , kör bir dilencinin öyküsü anlatılıyordu.
Her gün demiryolunda kaval çalan Zülfo, Dicle İlköğretmen Okulu öğrencilerinin gelip geçerken rastlayıp pek ciddiye almadıkları biridir. Okulun müzik öğretmeni ki daha sonraları bizim müzik öğretmenimiz olacak Mahmut Kurtdemir , yoksul köy çocuklarından oluşan öğrencilerine Beethoven, Vivaldi ve Brahms dinleten, piyano, keman çalan bir müzik öğretmenidir.
”Sahneye gerçek bir sanatçının geleceğini” söyleyerek,öğrencilerinin her gün gelip geçtikleri Ergani İstasyonunda dilenerek para toplayan “dilenci kör Zülfo”yu ellerinden tutup getirir…
Öğrenciler şaşırıp tepki gösterdiklerinde, öğretmen Kurtdemir, bizim günde üç öğün oturduğumuz,o kalın sürahilerin bulunduğu yemekhanemizde, öğrencileri bu halk sanatçısını saygıyla,sükunetle dinlemeye davet eder.
Ve kör Zülfo kavalına abanır… O, yüreğindeki çığlıkları kavalına üfledikçe salondakiler taş kesilirler… Kan ter içinde kalan Zılfo, bir saat kadar soluksuz üfler kavalına. Onun kavalı bozkırdaki Vivaldi’dir… Öğrenciler, her gün demiryolunda kaval çalıp dilenirken gördükleri Zülfo’yu, o gün ilk kez dikkatle dinleyince çok etkilenirler…
Zülfo’nun kavalı sustuğunda, öğrenciler hep birlikte onu ayakta alkışlarlar. Hayatında ilk kez alkışlanan Vivaldi Zülfo, o gece ağlayarak ayrılır sahneden. Müzik öğretmeni Kurtdemir, öğrencilerine, Zülfo’nun “ gerçek bir halk sanatçısı” olduğunu söyleyerek onu onurlandırır.Yazar Müslüm Üzülmez ise Hafız’a (Kör Zülfo) “Hüznün ve Gurbetin sesi” der. Hafız’ın hayatını anlattığı eserinde onu şöyle anlatır. “Hafız kaval çaldığında, Hafız’ın kavalının sesiyle yayılan ses titreşimleri, trenin sevinç ve hüzün, çığlık ve gözyaşlarıyla birleşip yüreklere işlerdi. Kavalının yanık sesi halen kulaklarımdadır ! ”
Şair ,yazar Yılmaz Odabaşı’nın ‘’ sevginin herkesten şikayeti var ‘’ isimli kitabını okuduğumda bu denemeyei yazmaya karar vermiştim.Odabaşı bu kitabının bir yerinde annesiyle ilgi anlattığı hatırasında Baygürlü Kör Zılfo’dan şöyle bahseder: Sonraki günlerden bir gün Diyarbakır’ın Mardinkapı semtine köylerden getirilip stüdyosuz, bandrolsüz üretilen dengbej kasetlerinden birkaç tane almıştım. Aldıklarım arasında üzerinde çalanın adı sanı belirtilmeyen bir kaval kaseti de vardı. Kaseti kasetçalara koyup, ezgilerinin nasıl doğaçtan ve yürek paralayıcı olduğunu düşünerek kasetin bütününü dinlemek için ayaklarımı keyifle uzattığımda, bitişik odadan anamın hıçkırıklarını duyarak kalkıp yanına gittim. Anam bir şey söylemiyor, ağlıyordu…
Babam, onu despotluğuyla yıllarca güttüğü için onda bir koyun psikolojisi olabileceğini ve bir an, kaval sesine bu yüzden ağladığını düşünmeye başlamıştım ki, anam sessizce hıçkırarak anlatmaya koyuldu:
“Ben bu kavalı tam otuz yıl önce Ergani demiryolunda dinlemiştim oğlum. Bu, kör Zülfo’nun kavalıdır. O yıllar baban Dicle İlköğretmen Okulu’nu yeni bitirmiş, tayini Konya’nın bir Çerkes köyüne çıkmıştı. Kucağımda sen ve yükümsüz bir kat yataktı. Hayatımda ilk kez köyümden çıkıp uzaklara gidiyordum. Daha on beş yaşımda bir anneydim. Ergani’den Konya’ya gitmek üzere trene binmiştik. Ben kompartımanda çevreme korkuyla bakınırken, baban, alışveriş yapıp döneceğini söyleyerek dışarı çıkmıştı, kucağımda sen… O an, işte şimdi çaldığın bu kaval sesiyle hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Korkup sen de ağlamaya başlamıştın. Sonra trenin düdüğü acı acı ötmüştü ve yola koyulmuştuk…”
Bir an duraksadı ve gözlerinin nemini tülbentiyle kurulayarak:
“Bu kaval sesi, benim için bir gurbet çığlığıdır, çocukken anne oluşumdur; kaybettiğim gençliğim, mahvolmuş düşlerimdir oğlum,” dedi…
‘’anlat , Ey Tanrıça,Peleus oğlu Akhilleusun öfkesini anlat ‘’ diyen,
İlyada ve Odessa’da evini , yurdunu terk edenlerin o hüzünlü hikayelerini anlatan kör Homeros İzmir’in köylerini tek tek gezip dilencilik yaparak buğday toplardı.
Ewdal da kördü, oğlu Temo’yu yanına alır Erzurum’un köylerini gezer nafakasını çıkarırdı.Ewdal Sevgilisi Gule’ye ‘’ sala par vi çaxe ez Evdale Zeynike bum ,Gule marume ez korım derman kane ? ‘’ ‘(Geçen yıl bu zamanlarben Ewdale Zeynikeydim, boynu bükülesice Gule,ben körüm ilaç nerde ? ) diye
seslenirken ,Kör Ozan Aşık Veysel de
” Derdim türlü türlü yoktur ilacım,
Hiçbir türlü bulamadım dermanı ,
Bir dost bulup bunu dem sürmekti amacım,
Kalemi kırılsın bunu yazanın,
Söyler söyler derdi bitmez ozanın,
Yazan katip böyle yazmış fermanı …” diyecekti.

Faruk Aslanoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here