Dünden Yarına Kalanlar

2
919

Yorum|Murat Uzun

Hayata anlam katıp ruhlarda, zihinlerde devrim yapacaktık önce. Ezberleri bozarak gidecektik ileriye, mutlu yarınlara doğru. Mercedes arması üzerine bile muhabbetlerimiz olmuştu vaktiyle çocuk aklımızla. Hiçbir ayak bağına izin vermeyecektik güya hayatımızda. Zaman çok çabuk geçti. Geriye ekmek kavgasından gayri devrim filan kalmadı, hayallerimizde bile. Değişen şartlar, pozisyonlar, statüler, imkânlar…

Dört duvar, bir tavan, mebzul miktarda kitap, onlardan bile daha çok hayal kırıklığı tüm zamanlardan geriye bana kalan. Ve bir şeyi iyi bildiğimi sanıyorumartık, hepsi yalan, kitapların bile. Yarım kalmış hayaller bir de, yalandan daha acı olan. Suskunluklar…Neredeyse istatistikler kadar rezil ve ahlaksız olan, kuyruklu yalanlarımız. Hepsinin izahı var: İdealize edilmiş hayata dair bilinçli tercih. Bir tür avuntu. Ama yarım bırakılan hayaller ve hayatlar yok mu, onları anlamak da anlatmak da mümkün olmuyor nedense bir türlü. Çaresizlik. Sonra hüsran! Ve… Eğer bir yerlerde bizi seyreden bir Tanrı varsa, en büyük yalancı o diyemem, ama tecrübe ile sabit ki tüm yalancılar onun askerleri ve mütemadiyen onun adını kullananlar.

İnsanın kendi hayalleri ve idealleri neden sevdiklerinin cehennemi olur ki? Belki de, yarin gül yanağından gayrı her şeyi paylaşmak esastı ya, öyleydi ya hani, biraz Bedrettince ve bir miktar da Nazım misali, orada sıkıntı vardı işte, o mantıkta, anlayışta. Aşkın en platonik halinde belki de. Tek boyutlu şeklinde.Sevdiklerinde, sevdiklerimizde, Eflatunî olan yanımızda. Mirseyit Sultangaliyef misali belki de, kopamadıklarımızda. Sonuçta ise kaybettiklerimizde.

Belki hayatın anlamını kavrayamamıştık, toyluktanelbette. Belki -aslında en akla(!) yatkını bu- bir zır deli kadar bile yoktu aklımız. İhtimal, sanrılardan ibaretti her şeyimiz. Belki de yanlış zamanda -ki o zaman her zamandı bizde- yanlış yerde idik. Öyle bir şey işte.Anlatılması zor, anlaşılması imkân dışı olan. Biraz anlamlı, bir o kadar da boş, aptalca bir miktar, biraz çocuksu ve bu sebeple rengarenk ve bu sebeple saf ve yine bu sebeple ve sadece bundan dolayı güzel olan. Biraz sahici, oldukça da yavan, belki bu bile yalan. Aşktan, sevgiden, dostluktan arta kalan tek şey, katıksız hayal kırıklığı, su katılmamış, en sek hali ile yalan işte.

Ne zavallı dünyamızda ömür süren ve ondan bile daha zavallı olan Hint fakirleri ile işimiz oldu ne de Atman ve Brahman bir şey ifade etti bizim için. Çile düşkünü riyazet ehli filan da değiliz. Ama yine de aşikar olan bir şey var, neredeyse Mikelanj’ınki kadar hasta ruhumuz. Onun gibi onulmazlığı seviyoruz galiba. Biraz mütedeyyin biraz da profan mistikler gibiyiz sanki ve halimize uygun yaşantımız, ne din var hayatımızda ne de dinsizlik. Herkesin, kişisel görüşünün keskinliğinispetinde, kendini görebildiği metaforik bir gözgü (ayna) gibiyiz. Melamimeşreplik belki de en belirgin özelliğimiz, geçmişten bugüne miras kalan.

Araf… Biricik mekânımız. Cümle meczupların da müşterek ve biricik mekânı. Yüreği yetenlere açık sadece. Ne cennet ne cehennem kaygısı. Hepsinden azade. Hepsine muhalif. Hepsine yakın ve bir o kadar uzak cümlesinden.

Bekleriz.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here