NEPAL KATMANDU

Siz hiç yakılan insanlar gördünüz mü? Ben, bundan 21 yıl önce kendi ülkem Türkiye’de
insanların diri diri yakıldığını ana haber bülteninde görmüştüm. Ama neyse ki Nepal’de
insanları öldükten sonra yakıyorlar. % 80’inden fazlası Hindu olan bu ülkede farklı hayatlar
görmek adına bugün çok şey gördük ve çoğu kez şaşırdık. Bir yerleri geziyorsanız birinci kural uykudan feragat edip yorulacaksınız. Hele hele benim gibi gezi yazılarınızı ve resimlerinizi paylaşmak gibi bir ödev edinmişseniz kendinize, daha az uyumanız gerekiyor.
Family Home Oteli’nde sabah alarmımız çaldığında saat 07:00’ı gösteriyordu.

Öncelikle otelin terasında açık havada krep, bal, yumurta, patates haşlaması ve sütlü kahveden oluşan ve tadını pek de beğenmediğim bir kahvaltı yaptık. Bu arada Türkiye’den okuyan arkadaşlarıma bir hatırlatma; burası için şu sıra turist mevsimi. Şehir sıcaklığı oldukça yerinde ve ortalama sıcaklık 25 derece olduğu için rahatlıkla kısa kollu kıyafetleri tercih edebiliyoruz. Otelimizin bize yaptığı gün boyu Katmandu (Nepal’in Başkenti) Turu planı gereği sabah kahvaltımızdan hemen sonra bize tahsis edilen jeep ile şehir turuna erkenden başladık.

 

İlk durak Katmandu merkezde bulunan Narayanhiti Müzesi. Aslında bu şehirde gezilecek
yerler tamamen Hindu tapınakları yani ibadet yerleri. Burada müzelere girişten ziyade
caddeye girişlerde turistlerden para alındığını ve bilet kesildiğini gördük. Yani yüzlerce
kalabalık yanımızdan cadde boyu bedava yürürken sizi cadde başında araçtan iner inmez bir
polis karşılıyor ve hemen bilet gişesine yönlendiriyor. Düşünün ki İstanbul’da İstiklal
Caddesi’nin başında sizi polis durduruyor ve caddede yürümek için bilet almanız gerektiğini
söylüyor. Kendinizi biraz garip ve yalnız hissediyorsunuz. Kişi başı 750’şer Nepal Rupisi
(Yaklaşık 7,5 dolar =35TL) ödeyerek tapınakların olduğu cadde boyu yürümeye başladık.

Burada birçok tapınak ve müze mevcut ancak gerçek olan bir şey var ki bu tapınak mimarilerinin içindense dışı çok daha güzel. Yani burada tapınakların içi onları yakıyor dışı da bizi… % 87’sinin Hindu olduğu bu ülkede kendini bu dine adamış ve kendini dünyanın güzelliklerinden çekmiş “sadu”ları gördük, onlarla fotoğraflar çektirdik ve uzun uzun izledik onları.

Ama her ne kadar bize verilen bilgide dünya nimetlerinden kendilerini inançları
uğruna çekmiş gibi görünseler de bizden ısrarla para istediler. Bu sadu’larla ilk karşılaşmamız olduğu için onlara 5’er Nepal Rupisi verdik onlarla fotoğraf çektirmenin karşılığında ama bizim verdiğimiz paradan memnun kalmadıkları çok belli oldu.

Bir saatlik dolaşmanın ardından jeep bizi alarak başka bir görülesi yer olan Patan’a götürdü.
Az önceki girişten ders almış olacağız ki hemen cadde başında polisleri görür görmez rotayı
değiştirip gireceğimiz tapınaklarla dolu caddeye arka sokaklardan girerek cadde başın da bilet almaktan kendimizi bu sefer kurtardık. Burada kurulu açık hava pazarını, Hinduların
tapınaklarda yaptıklarını, ara sokaklardaki küçük dükkanları ve seyyar satıcıları gözlemledik. O kadar farklı hayatlar yaşanıyor ki dünyanın başka yerlerinde… Ayrıca yerel Nepal müziklerini canlı olarak kendi estürmanlarıyla çalan bir gurubu kısa süre izledik ve oradan da ayrıldık.

Katmandu’daki trafik karmaşasını ve bunun karşısındaki insanların kayıtsızlığını herkesin
görmesini isterim. Oldukça geri kalmış bu ülkenin yollarının çoğu stabilize yol, çok nadir
olarak asfalt var. Zaten trafik lambası hiçbir yerde yok. Trafik sağdan işliyor ve arabaların
birbirine ve yayalara o kadar yakın geçmesi bu ülkeye yeni gelen bizleri tedirgin etse de
alışmak pek zaman almıyor bu keşmekeşe. Araçlar ve motosikletler o kadar sık korna
çalıyorlar ki bunun trafikteki şöförler için nefes almak gibi bir şey olduğunu düşünüyorum.
Garip olan ise ne korna çalan, ne de korna çalınan kişide en ufak bir sinirlenme belirtisi yok.
O kadar sakinler ki bu durum karşısında gözlerimiz büyüyerek bu durumu izliyoruz. Trafikte
başka ilgimi çeken konu ise motosiklet sayısının hiç görmediğim kadar fazla olması.
Türkiye’de en fazla motosiklet ve bisiklet kullanılan İnegöl’den bile kat kat fazla. Ama asıl
garip olan bu değil. Eğitim seviyesinin çok düşük olduğu ve okur-yazar olmayan oranının %
30’larda olduğu bu ülkede istisnasız her motosiklet sürücüsü kask takıyor ve her araç
sürücüsünün emniyet kemeri takılı.

Tek bir tane görmek için dakikalarca motosikletlere bakıp
göremeyince merak edip şoföre sorduk ve cezasının 200.000 Rupi (2.000 dolar) olduğunu
öğrendik. Demek ki cezalar caydırıcı olabilecek nitelikte ve ölçülülükte olduğunda bu tip bir
ülkede bile o konudaki suç oranı sıfırlanabiliyor. Zaten sadece bu konuda değil adi suçlar
konusunda da Nepal oldukça gerilerde. Yani bu fakir ülkede insanlara rahatlıkla
güvenebileceğinizi söyleyebilirim. Sadece turist olduğunuz için fiyatların biraz yüksekten
söylenmesi ve pazarlık usulü düşürülmesi bizim ülkemizdeki gibi adetten. Hatta burada
pazarlık sünnet’ten de öte…

Nepal insanlarının kendilerine has şehirden farklı bir ten kokuları var. İnsanların kokusu bu
şehre sinmiş. Çok sık sokaklarda yanan tütsülerin kokusu insanlarınki ile birleşip ortaya ne
güzel ne de kötü; sadece tuhaf olan bir koku çıkmış.

Pashupati’ye geldiğimizde bu kadar ilgi çekici şeyler göreceğimizi ummuyorduk (Bu arada
Nepal’deki yerlerin adlarını sesli okuyun, onları söylemek hoşunuza gidecek). Burada girişte
yine yakalandık ve kişi başı 1.000 Rupi ödemek zorunda kaldık. Girdiğimizde ilk olarak bizi
seyyar satıcı kadınlar bizi karşılayıp yaklaşık iki yüz metre boyunca bize İngilizce konuşarak bir şeyler satmaya çalıştılar. Ama oldukça sempatik ve güler yüzlü olmaları onlara karşı sizi de sürekli nazik olmak zorunda bırakıyor. Dönüşte alacağımızı söyleyerek kısa bir süreliğine
onlardan kurtulmuş ve tepeyi tam aşmıştık ki bir de baktık ki yanı başımızda bize maymunlar eşlik ediyor. Bunlar tamamen zararsızlar ve Katmandu’nun birçok yerinde insanlarla yaşamaya alışmışlar. Bagmati Nehri boyunca yürüdükçe yükselen dumanlar ve koku bize neler göreceğimizin habercisiydi. Karşımızda Hindu inancına göre yakılan ölüler ve onları karşıdan izleyen ve fotoğraflayan onlarca turist. Bagmati Nehri’nde yıkanan ölülerin külleri Hindistan’da Ganj Nehri’nde yıkanıp yakılan ölülerin küllerine karışıyor. Bu pis suya rağmen ara ara insanlar o kutsal zannettikleri suya girip o suyu ellerine yüzlerine sürüyorlar. Orada kısa süreliğine de olsa bir rehber ediniyoruz. Daha doğrusu o bizi ediniyor. Yanımıza gelerek bir şeyler anlatmaya başlıyor ve bize oraları gezdiriyor. İlk önce bize yardımcı olan yerlihalktan birisi zannediyoruz, gezi bittiğinde para istediğinde ve bir de verdiğimiz parayı beğenmediğinde anlıyoruz ki bizi gözüne önceden kestirmiş. Rehberin anlattıkları da oldukça iyi oldu. Burada Hindu inancına göre kişiler öncelikle nehire doğru yatay bir taşta nehir suyu ile yıkanıyor. Sonra maddi durumuna göre yakıldığı taşların yerleri değişiklik gösteriyor. Yani burada öldükten sonra aynı bizdeki cenaze işlemleri gibi işler para ile yürüyor. Parası olmayan cenazenin parasını devlet üstleniyor. 5 aylık olana kadar ölen bebekler yakılmıyor. Çünkü onların tekrar dirileceğine inanmıyorlar. İnek öldürmenin cezası kendi vatandaşlarına 15 yıl, turistlere ise 10 yıl hapis. “Sadu”ların kendilerini bu hayattan soyutladıları söyleniyor ancak iş fotoğraf çektirmeye geldiğinde hemen dünyalı oluyorlar. Rehberimiz para isteyen saduların gerçek değil sahte sadu olduklarını söylüyor. Çünkü gerçek sadu sadece mariuhana içer ancak içki içmez, seks yapmaz ve turistlerden para almazlarmış.

Sonraki durak ise dinden çok bir felsefe olan Budizm’in Nepal’deki merkezi Buda’ydı
(Boudha). Burada büyük bir kubbe biçiminde tapınak ve Buda heykellerine doğru tapınan
yüzlerce Budist. Nepal’in % 10’a yakını da Budist. Buda’ya geldiğimizde arka sokak
atraksiyonu ile bilet gişesini atlatınca bizim bu şehir için biraz fazla uyanık olduğumuzu
düşündüm. Buda’ya geldiğimizde Budistlerin asıl ibadet yerinin burası olduğu fazlası ile belli. Müslümanlar için Kabe neyse Budistler için de Buda o. Her dinde olduğu gibi dini paraya çeviren uyanıklar ve para kazanma kapısı haline dönüştüren kimseler burada da var. Aslında bu konuda fark yok. Türkiye’de para karşılığı okuyan, üfleyen ve muska yazan kişilerin Budist eşleri tam burada. Bir süre yaşlı bir din adamının iki küçük kız için bir şeyler okuduğu, sonra onlara bir şeyler sürdüğü ve en sonunda da paralarını alıp cebe indirdiğine şahit oldum. Yine tüm dinlerde olduğu gibi burada da gerçekte Budist olmayan ancak Budist bir ailede doğduğu için Budist olan küçücük çocuklar, bu ibadet biçiminin doğru olduğunu öğrenerek büyüyorlar. Büyük ihtimal dünyadaki binlerce inanışın olduğundan bile haberleri olmayacak ömürleri boyunca. Buda’daki seyyar satıcılar diğer yerlerdekinden biraz daha farklı. Diğerleri gibi size yapışmıyor ve turist olduğunuzu anlayınca zorla bir şeyler satmaya çalışmıyorlar. Almadığınız zaman “good by sir” diyerek kibar biçimde sizi uğurluyorlar.

Öğle yemeği için dışarıda yemek için fazla cesaretimiz yoktu ki muz atıştırarak öğünü atlattık. Neyse ki mandalina ve muzlar soyularak yendiği için içimiz rahat. Hazır muz yemiş iken bugünün son durağı Maymun Tepesi (Swoyambhu) oldu. Burası oldukça yüksek ve Katmandu şehrini 360 derece görebiliyoruz. Güneşi bu tepede onlarca maymun ile beraber batırdık.

Çok verimli geçen bu yorucu günün ardından otelimize döndük ve sonrasında otel yakınlarında Utse Restoran’da yerel yemeklerden yedik. Ben kremalı ıspanak çorbası (tavsiye etmem) ve Tibet Tabağı (Bufalo eti, acılı sos, patates, soğan, adını bilmediğim bakliyat) yedim. Acıyı seven birisi olarak bana bile bu yemekler oldukça acı geldi. Ancak hayatın acı’lığı karşısında anladım ki buradaki insanlara bu yemekler tatlı bile geliyor…

 

 

 

Yazı| Av. Ali Yeniay

Fotoğraf| Ümit Cebi

1 Yorum

  1. Gezi yazıları okumayı sevmeli insan. Çünkü ufuk açıcı oluyor bu yazılar. Seyahatname… Evliya Çelebi’nin klasiği. Hacimli, büyük, önemli. Ancak kısaltılmış haline bakabildim. Ve “Beş Şehir”, İstanbul, Ankara, Bursa, Konya ve Erzurum. Tanpınar’ın klasiği. Pek bilinmese de Mitat Enç tarafından yazılan ve Gaziantep’in anlatıldığı “Uzun Çarşı’nın Uluları” da bu alandaki çarpıcı eserlerdendir. “Altıncı Şehir” de Sivas’ı anlatır ve okunmaya değerdir. Yıllar önce Zeynep Oral adlı bir yazarın “Katmandu’dan Meksika’ya” adlı eserini okumuştum. Yeniden Katmandu hakkında yazılar okumak hoşuma gitti. İlki güzeldi, ikincisi çok güzel. Elinize sağlık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here