O ‘Not’

1
348

Duman… Nefesinde hissettiğim, arkasında yüzünü saklayabilecek kadar karanlık, kokunu değiştirebilecek kadar sert… Görünüşte sis, tadıldığında zehir gibi olan ölüm kalemi. Eline aldın mı bırakması zordur ve bir kez müptelası olduğun zaman hayatını ona göre yaşamaya başlarsın.
Kimileri o kalemi arkadaştan, dosttan aldığını, çoğu da aslında hayatın kendisinin verdiğini söyler. Dertsiz dost ararken karşına çıkmıştır ve ölüm kelepçesini takmıştır boynuna. Başlarsın kimlik gibi gömleğinin sol cebinde taşımaya. Yüreğine yakın tutarsın, korkarsın onu kaybetmekten. En yakınında istersin, çünkü çoğu zaman yol arkadaşın, dertlerini dinleyen sırdaşın, destek veren dayanağın olmuştur. Bunca yaşanmışlıktan sonra yolları ayırma kararı alırsın ama ne o seni bırakır ne de sen ondan kaçabilirsin artık. Dedim ya kelepçeyi takmıştır boynuna bir kere ve suçunun cezası da müebbettir.

Dert ortağı, arkadaş, dost… Herkes için ortak nokta ise acı bir son. Böylesine bir sonu babasıyla yaşamak istemeyen evladın isyanıydı o not. İsyanın kıvılcımını sigara ile ilgili duyduğu şeyler alevlendirmişti. Öğretmeni anlatmış derste sigara içenlerin sonunu. Kolları, bacakları kesilenler, damarları tıkananlar, felç geçirenler… Bir not yazdı babasına ve babasının o notu okuduğundan emin olmak için elini her an götürme ihtimali olan gömleğinin sol cebine koydu. Cebindeki notu fark eden baba açıp baktığında yarım saat önce evde bıraktığı oğlundan kendisine “Babalar Günü” hediyesi olduğunu düşündü. İşte o not:
Canım babam,
Geçen gün öğretmenimizin senin gölgen gibi sürekli yanında olan sigara ile ilgili anlattığı şeylerden sonra yazma ihtiyacı hissettim. Öğretmenimizin dedesinin kalbini besleyen bir damarı tıkanmış ve zor nefes alıyormuş. Parmağı, ayağı kesilenler bile oluyormuş. Anlamıyorum baba, bunca zararı olmasına rağmen neden sigara içiyorsun? Bazen diyorum ki belki babam haklıdır ve sırf seni anlamak için ben de başlamayı düşünüyorum. Ben de senin gibi akşam üzeri evime gittiğimde çocuklarımın yanında içeceğim. Belki onlar da bana soracaklar, işte o zaman, dedeniz yüzünden, diyeceğim. Sigarayı her yakışında çıkardığın duman şehre düşen bomba gibi patladıkça yüreğimden bir parça eksiliyor. Sonbaharda düşen yapraklar gibi gözlerimin önünde her gün o sona yaklaşmanı izlemek istemiyorum. Senin kokunu, sana ait olan nefesini hissetmek ve artık yüzünü görmek istiyorum. Seni çok seven en küçük oğlun.
Notu okuyan babada değişen tek şey gözlerdi. Oğlunun hediyesi karşısında gözyaşlarına engel olmaya çalışırken kıpkırmızı olan gözler. Ve şimdi o çocuk lise çağında bir genç, babası ise akciğer kanseri bir hasta… O genç de baba mirası, baba yadigarı, sol cep hatırası olan sigarayı içiyor artık. Belki babasını anlamak, belki ona benzemek, belki sevgili babasına yol arkadaşı olmak için.
Rüzgarın savurduğu biçare küllere dönüyor insan, her gün biraz daha zayıf düşen bedende ayakta durmaya çalışırken. Dumanla tanıştığı ilk günkü gibi olsun diye beklerken onunla dostluğu, içine çektikçe yalnızlaşıyor. Boşluğa bıraktığı her sigara dumanı biraz daha karartıyor hayatını.
Dur demesini bilmeli insan, nerde durması gerektiğini de. Peki insan hayatına bu kadar zararı olan sigaraya neden dur denilemiyor? Yarın belki de kollarını, bacaklarını, evlatlarını, hayatlarını kaybedeceklerini bile bile sigaranın onları durdurmasına neden engel olunmuyor? Aslında hepsinin cevabı ölüm kaleminin yazdığı kağıtta saklı. Fakat kimse onu açıp da okumaya cesaret edemiyor. Tek cesaret edebildikleri, olan biten her şeyin üstüne bir sigara yakmak. Keşke yanan sadece sigara olsa!

Fatih Güner

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here